Zaman Gitmez, Biz Uzaklaşırız!

Girne’deyim. Masmavi bir deniz manzarası değil; odamın balkonundan karşıma sessizce yükselen Beşparmak Dağları çıkıyor.

Dağların bu kadar yakın ve bu kadar suskun durması, insanın içine hem ağırlık hem huzur bırakan tuhaf bir etki yaratıyor.

Buraya bir tatil için gelmedim. Hava güzel, rüzgâr hafif… ama içimdeki rüzgâr biraz daha farklı esiyor. Bir cenaze için buradayım ve hayat, böyle zamanlarda insana kendi akışını daha çıplak bir hâlde gösteriyor. Günlük koşuşturmanın içinde unuttuğum, kenara koyduğum, ertelediğim her şey sanki bu dağların sessizliğinde tek tek yüzeye çıkıyor.

“Kayıp giden zaman” tam da bugün hissettiklerimi açıklıyor aslında.
Hiç gezmedim, dolaşmadım, yeni bir yer keşfetmedim. Girne’nin kalabalığını değil, kendi içimin sesini dinledim. Zamanın hızlı geçtiğini sanıyoruz ya; aslında geçen zaman değil, biziz. Biz hızlandıkça zamanın akışını kaçırıyoruz.

Beşparmak Dağları yıllardır aynı. Aynı çizgi, aynı gölge, aynı kararlılık…
Ama onlara bakan ben aynı değilim. İnsan değişiyor, yaşadıkları değiştiriyor, yıllar şekillendiriyor. Zaman, dağlar gibi sabit aslında; biz onun etrafında savruluyoruz.

Cenaze gibi anlar insanı, hayatının içindeki gerçek zaman çizgisine geri çekiyor. Bir durup düşünüyorsun:
Nereye yetişiyordum?
Kimi aramayı erteledim?
Hangi anı yaşarken orada değildim?
Ve daha önemlisi… Kendimi ne zamandır duymuyorum?

Bugün şunu çok net hissettim:
Zaman kaybolmuyor. Biz bazı anları yaşamayı erteledikçe, zaman sadece ilerliyor. Biz koştuğumuz için arkamızdan gidiyormuş gibi geliyor. Oysa zaman aynı yerde, olduğu yerde… Asıl görünür olmayan, bizim farkındalığımız.

Beşparmak Dağları’nın sabitliği bana güçlü bir hatırlatma yaptı:
Hayat da zaman da aslında bir dağ gibi duruyor karşımızda. Biz ise çoğu zaman hiç durmadan koşuyoruz. Bir anlığına durup nefes almazsak, asıl kayıp o koşunun kendisi oluyor.

Ve bugün, Girne’de Beşparmak Dağları’na bakarken şunu fark ettim:
Zamanın peşinden koşmayı bırakınca, aslında zaman bize yetişiyor.
Yaşadığımız her an, dikkat ettiğimiz sürece bir kayıp değil; aksine bize verilen küçük bir hatırlatma… Kendimizi, sevdiklerimizi, hayatın özünü unutmamamız için.

Bazen durmak, nefes almak ve dağların sessizliğini dinlemek, yılların öğretemediğini bir anda öğretebiliyor. O yüzden bu pazar, içimden geçen son cümle şu oldu:

Zaman gitmiyor; biz hayata gerçekten kulak verdiğimizde, zaman bizimle konuşmayı hiç bırakmıyor.